Uşak’ın tarihini ve kültürel mirasını araştıran Uşaklı tarih tutkunu Alp Arslan Dur, Çanlı Köprü ve Selçuklu dönemi uç beylerinden Şücaeddin Kızıl Beğ’in bölgedeki rolünü detaylandırdı. Dur, Dokuzsele Çayı üzerinde yer alan Çanlı Köprü’nün yalnızca bir ulaşım yapısı olmadığını, aynı zamanda Selçuklu Devleti’nin batı uçlarında yürüttüğü askerî, ekonomik ve iskân politikalarının somut bir göstergesi olduğunu belirtti.
Malazgirt Zaferi sonrası Uşak ve çevresinin uzun süre Selçuklu-Bizans mücadelesine sahne olduğunu hatırlatan Dur, 1233 itibarıyla bölgenin kesin olarak Selçuklu idaresine dahil olduğunu ve Uşak’ın bu tarihten sonra “uç bölgesi” karakteri kazandığını vurguladı. Bu dönemde Şücaeddin Kızıl Beğ, Selçuklu kaynaklarında “emîr-i sipehsâlâr” unvanıyla anılan bir askerî ve idari lider olarak öne çıkmış, Ankara’dan Uşak’a uzanan bir hat üzerinde hem askerî hem de ekonomik etkinlik göstermiştir.
Çanlı Köprü’nün kitabesi, yapının 1255 yılında Kızıl Beğ tarafından inşa ettirildiğini ortaya koyarken, kitabenin sultan adını içermemesi Selçuklu Devleti’ndeki siyasi parçalanmışlığın izlerini taşıyor. Köprüde “imâre” teriminin kullanılması ise yapının yalnızca bir geçiş noktası olmadığını, aynı zamanda yerleşim ve ekonomik organizasyonun bir parçası olduğunu gösteriyor.
Dur, Kızıl Beğ’in etnik kökenine dair tartışmalara da değinerek, Batı Anadolu’nun Türkleşme sürecinde farklı Türk topluluklarının etkili olduğunu belirtti. 1243 Kösedağ yenilgisi sonrası uç beylerin etkinliğinin arttığını ve Germiyanoğulları Beyliği’nin bölgedeki güçlenmesinin Kızıl Beğ’in altyapısı sayesinde mümkün olduğunu ifade etti.
Sonuç olarak Çanlı Köprü, Şücaeddin Kızıl Beğ’in liderliğinde Selçuklu Devleti’nin Batı Anadolu’daki hâkimiyet kurma ve bölgeyi yapılandırma çabalarının somut bir simgesi olarak günümüze ulaşıyor. Yapı, Uşak’ın bir uç bölgesinden yerleşik bir Türk yurduna dönüşümünde kritik bir tarihi miras niteliği taşıyor.