Ocakoğlu yazılı olarak yaptığı açıklamada, “Basın özgürlüğünü ve halkımızın haber alma hakkını savunmak, demokrasiye karşı sorumluluğumuzdur. Hukukun herkese eşit uygulandığı, gazetecilerin özgürce çalışabildiği bir ülke için sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz.” Dedi.
KURT KUZUYU YEMEYİ KAFAYA KOYMUŞSA, GEREKÇE BULMAKTA ZORLANMAZ!
Bir şafak operasyonuyla Halk TV’nin hedef alındığını belirten Ocakoğlu, “Halk TV’nin yayın politikasını, habercilik anlayışını ve bazı yayın tercihlerini eleştirenlerden biriyim. Her yayınını beğenmek, her yorumuna katılmak zorunda değilim.
Ancak bir yayın kuruluşunun yayınlarını beğenmemek başka, o kuruluşun susturulmasına sessiz kalmak başkadır. Ben Halk TV’nin her yayınını savunmuyorum. Ben hukuku, basın özgürlüğünü ve halkın haber alma hakkını savunuyorum.
Bir medya kuruluşunun sahibi veya yöneticileri hakkında iddialar varsa elbette soruşturulsun. İddialar somut delillerle araştırılsın, herkes savunma hakkını kullansın ve hukuk herkese eşit uygulansın.
Ancak bir kişi hakkındaki iddialar gerekçe gösterilerek gazetecilerin çalışma özgürlüğü, kurumun yayın yapma hakkı ve milyonlarca yurttaşın haber alma özgürlüğü tartışmalı hâle getirilemez.
Hukuk, kişilere göre değişmez. Adalet, siyasi yakınlığa göre şekillenmez. Masumiyet karinesi, yalnızca bizim sevdiklerimiz için geçerli değildir.
Asıl mesele, Halk TV’yi beğenip beğenmemek değil; Türkiye’de hukukun ve basın özgürlüğünün ne durumda olduğudur.” dedi.
“Bu olayda hepimizin sorması gereken sorular var”
Halk Tv olayında bazı soruların cevaplandırılması gerektiğini kaydeden Ocakoğlu açıklamasına şöyle devam etti:
İddialar nelerdir? Deliller nelerdir? Alınan kararların hukuki dayanağı nedir? Süreç şeffaf biçimde yürütülüyor mu? Gazetecilerin hakları ve halkın haber alma özgürlüğü nasıl korunacak?
Bunlar sorulması gereken sorulardır. Çünkü demokrasilerde eleştiri suç değildir; gazetecilik de kimsenin lütfuyla yapılan bir meslek değildir.
Kurtla kuzunun hikâyesini bilirsiniz.
Kurt, kuzuyu yemeyi kafaya koymuştur. Kuzu ne söylerse söylesin, kurt kendisine bir gerekçe bulur.
Çünkü bazen mesele, öne sürülen gerekçe değil; o gerekçenin hangi sonuç için kullanıldığıdır.
Bugün bir yayın kuruluşuna yönelik müdahalenin hukuki boyutunu sorgulamak yerine, konuyu Cumhuriyet Halk Partisi’ne saldırmak için fırsata çevirmeye çalışanları da görüyoruz.
Burada açık konuşalım:
Halk TV üzerinden CHP’yi hedef göstermek, iktidarın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
CHP’nin eleştirilecek yönleri varsa elbette eleştirilir. Biz de kendi içimizde özeleştirimizi yaparız. Ancak ülkenin yönetiminden sorumlu olanlarla ilgili soruları bir kenara bırakıp her tartışmayı CHP’ye yöneltmek, asıl meselelerin üzerini örtmeye hizmet eder.
İktidarın sorumluluğunu sorgulamak yerine muhalefeti suçlamak, ülkenin sorunlarını çözmez.
Ekonomiyi, adaleti, özgürlükleri, hukukun üstünlüğünü ve demokratik kurumların durumunu konuşmamız gereken bir ülkede, her gündemin CHP’ye saldırma vesilesine dönüştürülmesini kabul etmek zorunda değiliz.
Cumhuriyet Halk Partisi, eleştiriden kaçmaz. Ancak hukuku ve özgürlükleri savunmayı da kimsenin siyasi hesabına teslim etmez.
Bizim ölçümüz açıktır: Yanlış kimden gelirse gelsin eleştirilmeli, suç iddiaları kim hakkında olursa olsun hukuka uygun biçimde araştırılmalı, basın özgürlüğü de herkes için korunmalıdır.
Çünkü bugün Halk TV’ye yönelik bir müdahaleyi savunmak için kullanılan gerekçeler, yarın başka bir yayın kuruluşuna yönelik müdahalelerin de gerekçesi yapılabilir.
Özgürlükler, yalnızca bizimle aynı düşüncedeki insanlar için savunulursa özgürlük olmaktan çıkar.
Halk TV’nin yayınlarını beğenmeyebiliriz. Ama bu, basın özgürlüğünün kısıtlanmasını normalleştirmemizi gerektirmez.
CHP’yi eleştirebilirsiniz. Biz de eleştirilere yanıt veririz. Ancak ülkeyi yönetenlerin sorumluluklarını sorgulamak yerine her olayda CHP’yi hedefe koymak, ne hukuka ne demokrasiye ne de gerçek bir hesap verebilirlik anlayışına katkı sağlar.
Unutulmasın:
Bir gazeteciyi susturmak, anlattığı gerçeği ortadan kaldırmaz.
Bir ekranı karartmak, toplumun sorularını bitirmez.
Muhalefeti hedef göstermek de iktidarı sorumluluktan muaf tutmaz.
Biz ne Halk TV’nin her yayınını onaylamak zorundayız ne de CHP’ye yöneltilen her haksız saldırı karşısında susmak zorundayız.
Bizim savunduğumuz şey kişilerin veya kurumların ayrıcalığı değil; hukuk, adalet, demokrasi ve özgürlüktür.
Çünkü mesele yalnızca bir televizyon kanalı değildir.
Mesele, nasıl bir ülkede yaşamak istediğimizdir.




