“Gün içinde nasıl hissettiğinizi hiç yediklerinizle ilişkilendirdiniz mi?” diyen Uşak’ta diyetisyenlik yapan Sevgi Erdinç yaptığı açıklamada; “Sabah enerjik başlayıp öğlene doğru düşen bir performans, akşam saatlerinde artan tatlı isteği ya da bazı günler hiçbir şey yememiş gibi hissedilen açlık… Bunların büyük bir kısmı aslında tesadüf değil. Vücudun, tüketilen besinlere verdiği doğal tepkilerin bir sonucudur. Beslenme çoğu zaman sadece doymak olarak görülür. Oysa her öğün, vücutta bir dizi kimyasal süreci başlatır. Özellikle insülin hormonu, yediklerimize göre devreye girerek kan şekerimizi dengede tutmaya çalışır. Günün ilk öğününde yalnızca hızlı sindirilen karbonhidratlara yer verildiğinde bu denge hızla bozulur. Kan şekeri ani yükselir, ardından düşer ve kişi kısa sürede yeniden açlık hisseder. Buna karşılık aynı öğüne protein ve lif eklendiğinde, hem tokluk süresi uzar hem de gün içindeki enerji dalgalanmaları azalır. Yani tabağa koyduğumuz küçük bir ekleme, günün gidişatını değiştirebilir. Gün içinde yaşanan ‘canım sürekli bir şeyler yemek istiyor’ hissi de çoğu zaman yanlış besin seçimlerinin bir sonucudur” dedi.
Özellikle şekerli ve işlenmiş gıdaların, kısa süreli bir haz sağlasa da ardından tekrar yeme isteğini tetiklediğini belirten Erdinç; “Bu döngü zamanla alışkanlığa dönüşür. Üstelik bu durum sadece kilo ile ilgili değildir. Sürekli bu şekilde beslenmek, vücutta kronik inflamasyon adı verilen düşük düzeyli bir iltihaplanma sürecini başlatabilir. Bu süreç yavaş ilerler ama etkileri geniştir; kişi kendini daha yorgun hisseder, bağışıklık sistemi zayıflar ve genel sağlık olumsuz etkilenir.bir başka önemli nokta ise bağırsak sağlığıdır. Bağırsaklarımız, düşündüğümüzden çok daha aktif bir rol oynar. İçinde yaşayan ve mikrobiyata olarak adlandırılan faydalı bakteriler, hem sindirimi hem de bağışıklık sistemini destekler. Liften zengin besinler, sebzeler ve doğal gıdalar bu sistemi güçlendirirken; aşırı işlenmiş ürünler bu dengeyi bozabilir. Bu yüzden bazı besinler sadece karnımızı doyurmaz, aynı zamanda vücudumuzu onarır ya da tam tersine yorar” ifadelerini kullandı.
Tam da bu noktada sıkça duyduğumuz “Gıdalar ilacınız olsun.” İfadesinin anlam kazandığını ifade eden Erdinç; “Bu cümle, katı diyetler yapmak ya da sevilen her şeyi hayatımızdan çıkarmak anlamına gelmez. Asıl anlatmak istediği, besinlerin vücut üzerindeki etkisini fark ederek daha bilinçli seçimler yapmaktır. Örneğin gün boyu enerjik kalmak isteyen birinin öğünlerinde protein ve life yer vermesi, sık acıkma yaşayan birinin uzun süre aç kalmaması ya da sindirim problemi olan birinin lif ve su tüketimini artırması… Bunların her biri, besini doğru amaçla kullanmanın bir yoludur.Gıdayı ilaç gibi kullanmak, kusursuz beslenmek demek değildir. Daha çok denge kurabilmekle ilgilidir. Bazen yapılan küçük değişiklikler bile büyük fark yaratır. Şekerli bir atıştırmalık yerine yanında bir avuç kuruyemişle tüketilen meyve, sadece salata değil yanında yeterli protein içeren bir öğün, ya da uzun açlıklar yerine daha düzenli bir beslenme planı… Bunların her biri vücudun verdiği tepkileri olumlu yönde değiştirebilir” dedi.
Beslenmenin, yalnızca bugünkü açlığımızı değil, yarınki sağlığımızı da belirlediğini dile getiren Erdinç; “Gün içinde yaptığımız her seçim, vücudumuza ya destek olur ya da onu zorlar. Bu yüzden ne yediğimiz kadar, nasıl ve ne zaman yediğimiz de önemlidir. Doğru seçimler yapıldığında gıda, gerçekten de vücudu destekleyen güçlü bir araca dönüşebilir. Belki de bu yüzden, sağlıklı bir yaşamın temeli mutfakta başlar” sözlerini kullandı.




