ŞEHİRDE BİR GEZİNTİ
DOVALA'dan UŞAK 'a
Yazan: HAŞİM TÜMER
Kaynak: Akın Aylık Fikir ve Sanat Dergisi,Yıl:1,Sayı:1,Ocak-1967,s.5-6
Kış mevsiminin eşiğine bastığımız şu günlerde kırların, bağların ve bahçelerin, baharlara benzemeyen ayrı bir tadı var. Bunu dün, Paşa Çaddesinden Çokkozlar'a doğru yürüdükce yudum yudum tattım.
Yolum üstündeki Hasan Hilmi Okulunu, terbiyeci Dekroli'nin ormanlar içindeki köşk Okuluna benzeterek gözüm ve gönlümle selamladım.
Avanlar Çeşmesinden geçince tabiatın içine birden girdim. Köy yolu gibi bağ yolu gibi, bozuk düzen yol dan sağımda kalan dere boyunu süze süze yürüdüm. Bağlar hep soyunmuş, ağaçlar son yapraklarını dökmüşler.
Bir zamanlar (Yarân eğleği) olan (Küçük Çokkozlar), şimdi hep sürülmüş, sahipli bağ olmuş. Ortasındaki meşhur çatal ceviz, görünürde yok. Bu çümenlik küçük saha, çocukluğumuzda bizlere, içi kırpıntı dolu meşin top peşinde koşuşmalarımıza, çırakların destur almaları için yapılan esnaf toplantılarına, yarân eğlentilerine ve yün, yapak serilmesine hizmet ederdi. Bu hatırayı içim burkulu sağımda bırakarak yürümeye devam ettim.
Cinibiz tarlasının kıvrımını pek severim.
Bahçesinde kendi kendine büyümüş ceviz, erik ağaçları, harımların da böğürtlenleri, dere kenarında söğütleri, kavakları, tersliğinde tavukları, horozları, küçük ırmakta çipil çipil ördekleri ve şurada burada gezinen topal buzağıları ile bu küçük kıvrımda bir çiftlik çeşnisi vardır.
Yeni yapılan kemerli köprüden de geçtim ve (Çokkozlar)a vardım. Geniş, dilberim sahada avuç içi kadar bir düzlük ancak kalmış.
Kimisi toprak almış, çukurlar meydana getirmiş, kimi kum yığmış öbek öbek tümsekler yaratmış, bakımsız, perişan bir hâli var.
100-150 dönümlük düz, temiz saha, ne ziraî bir maksada verilir, ne ağaçlandırılır, de Allahın çimi ile bezenmiş yeşillik ve düzlük muhafaza edilir, bir bahtsız ve sahipsiz yerdir burası.
Amma ben şimdi bunu tahlile ve sorumluları aramağa niyetli değilim. Bağlar arasından geçe geçe, harımları atlıya atlıya tâa (Taşlık) tepesine vardım. Dere boyunu gözümün olanca kavramı ile kucaklıyor, ciğerlerimi, hiç kullanılmamış temiz kır havası ile yıkıyorum:
Ohhh!
Başımın üstünde yumak yumak dolaşan yağmur yüklü bulutların tehditlerine kulak asmadım, kuru püren li bir yere oturdum. Güneş Karacakaya sırtlarının üstünden son ışınlarını serpe serpe akmakta, başka dünyalara gitmeğe hazırlanmaktadır.
Önümdeki bağlar, ağaçlar bütün verimlerini vermiş, vazifesini yapmış olmanın rahatlığı içinde uzun kış uykusuna çekilmiştir. Dere, nazlı, işveli kıvrımlar yapa yapa şu ovacığı yarıp geçen incecik bir gümüş şerittir.
Kayaköy elektriğinin demir direkli bacakları, dev adımlarla dağdan dağa atlayıp (Dovala) yokuşuna tırmanıyor. Onun altından geçtim. Bu sihirli akımın göze görünmez kuvvetini, hizmetini, yapanı, yaptıranı çözümlemeye uğraşan bir düşünce içinde ben de (Dovala)ya vardım.
Şehir önüme serilmiş bir panorama olmuştu. Evleri, sokakları, Cami-leri, Konakları, Hastahane, Belediye, Paşa Hanı, Bedestan ve Okullar gibi büyük yağıları teşhise çalışan bir gayretle gözlerimi üstlerinde gezdirdim.
Doğup büyüdüğüm Uşak, anamın babamın hatıralarını bağrında saklayan Uşak, gelip geçen büyüklerinden gördüğü hizmeti ayakta tutan Uşak o kadar güzeldi ki... Ondan, onu takdis eden bir tâzim duygusu içinde öpe sarmaşa ayrıldım.




