Çok, “ben” demeyi sevmem. “Şunu yapmıştım, bunu yapmıştım, ben çok iyi bir gazeteciyim.” gibi kelimelerin ağzımdan çıktığını duyamazsınız. Çünkü, ustalarım bana “Sen kendine iyi gazeteciyim deme. Bırak iyi mi kötü mü olduğuna halk karar versin.” diye öğretmişlerdi.
Ama gerçekten içim acıyarak diyorum. Uşak’ta bir baltaya sap olamamış birçok yaratık, “Gazeteciyim. Hem de gazetecilerin şahıyım.” diye dolanıp duruyor.
Sağ olsun Abdurrahman Yavuz Başkan, bir video çekip Uşak basının rezilliğini ortaya koymuş. Söylediklerinin tamamına imzamı atarım. Abdurrahman Başkanın yorumlarından sonra, bir sürü abuk sabuk yorumlar yapılmaya, kerameti kendinden olan bazı zatlar aptal aptal yorumlara yapmış.
Bundan sonrası Uşak basının namuslu emekçileri ile namussuzların savaşıdır
Eline akıllı bir telefon alan ve sosyal medya hesabı olan birçok zibidi gazeteci kisvesiyle ortalıkta dolaşıyor. Tanık olduğu bir olayı bir paragraf haber yapacak bilgisi ve kültürü bile yok. (Allah’tan yapay zeka çıktı da çoğu ona yazdırıyor.)
Konuşmayı başladı mı sanki kanalizasyon patladı da ortalığı pis koku kapladı sanırsın. Ağzı bozuk, kültürsüz, geçmişi tenekeli. Bırak gazeteciliği bizim zamanımızda olsa ilkokul 5’ten mezun etmezlerdi böylesini. (Bizim zamanımızda 5. Sınıfları önce yazılı sonra sözlü sınava tabi tutarlar başarılı olursak mezun ederlerdi)
Ağzı foseptik çukuru gibi kokan pis kadın. Başkan ayağına oğlunu AKP’li belediye zamanında işe aldırmışsın. CHP’li Belediye Başkanı da zaten AKP’lilere ses çıkarmıyor. Ona buna sataşacağına kıçını kırıp otursan olmaz mı? Gazeten neyin yok. Borcunu ödemediğinden internet siten kapanmış. Zaten gazetecilik falan bilmezsin.
Devlete dünyanın borcunu takmışsın. (Şimdilik her borç yapılanmasında paçayı sıyırıyorsun) Uşak’ta kazık atmadığın insan kalmamış. Kalkmış, başkalarının açığını arıyorsun.
Bugüne kadar sesimi çıkarmadım yaptıklarına. Ama sana o hakkımda ettiğin sözleri yedirmezsem ne olayım?
Yanında ki ahlaksız da şeyse, neyse herekse biliyor. Bakın adli sicil kaydına, açılmadık tuvalet kâğıdı rulosu olur. Adı bir çok tacize, şantaja karışmış pisliğin teki.
Öbürü suratı ikiye biçilmiş, evladının engelli olduğunu söyleyen zır cahil biri. Ondan bundan para isteyerek şantaj yaparak geçinin sağlamaya çalışır. (İnanmayan bir önceki dönem CHP’den Karahallı İl Genel Meclisi üyeliği yapmış Hacı Veli Özer ağabeyime sorsun. Ben şahidim)
Birileri de kalkmış beni de kast ederek. “Valiler, belediye başkanları hep onlara itibar ediyor. Bizi davetlerine çağırmıyor” diye takaza etmiş.
Bir diğeri de “kahvaltı haberciliği modası” falan diye saçmalamış. Garibim kendisi birkaç yıldır gazeteciliğe soyununca basına kahvaltı verilmesini yeni bir şey sanmış. Ben gazeteciliğe başlamadan da basın yemeğe kahvaltıya çağrılırdı. Hatta eskiden daha çok çağrılırdık. Ama devlet ricali ne yapsın? Aç gazeteci doyurmaktan bıktı usandı.
Edeple gelen izzetle uğurlanır
Valilerin belediye başkanlarının kahvaltılara, yemekleler sürekli bizi çağırması bazı aslan parçalarının gözüne batmış anlaşılan.
Bir kere; toplumumuzda davete icap etmek sünnettir” anlayış yaygındır.
İkincisi; herkes sevdiği değer verdiği insanlarım davet eder. Bu sevgiye saygıya karşılık vermekte nezaket kuralıdır.
Seni kimse sevmiyorsa istemiyorsa ve davet etmiyorsa benim suçum ne? Edildiğim davete katılmak mı?
Son olarak:
Gazetecisin de bugüne kadar Uşak ve Uşaklı için ne yaptın?
Benim yaptığım gibi Murat Dağı’nda altın madeni kurulacağını dünyaya duyurup yaklaşık 15 milyon insanın susuz kalmasını mı önledin?
Uşak’a üniversite açılsın, havaalanına tarifeli uçak gelsin diye kampanyalar mı başlattın?
Uşak’ın hangi derdine derman oldun?
(Hatta birisi zamanında “Murat Dağı’nda altın aranıyor” diye kampanyalar düzenlediğimde benim uydurmam olduğunu söyleyecek kadar alçalmıştı. Hepsi arşivlerde duruyor.)
Sözün özü: Bundan sonra Uşak medyasında namuslu basın emekçileriyle basını kullanarak çıkar sağlamak isteyen namussuzlar arasında bir savaş başlamıştır. Herkes safını ona göre alsın.
Uşak basını bağırsaklarını temizliyor.