Uşak’ta görev yapan Diyetisyen Sevgi Erdinç, şehir yaşamının vazgeçilmez alışkanlıkları arasında yer alan sokak lezzetlerine ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Gün içinde hızlı tüketilen poğaça, tost ve benzeri atıştırmalıkların pratik görünmesine rağmen beslenme düzeni üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğine dikkat çekti.
Erdinç, özellikle iş yoğunluğu ve zaman darlığı nedeniyle tercih edilen bu tür yiyeceklerin çoğunlukla rafine un, yüksek yağ ve tuz içeriği barındırdığını ifade etti. Bu durumun kısa süreli tokluk hissi sağlasa da uzun vadede kilo kontrolünü zorlaştırdığını ve metabolik dengenin bozulmasına zemin hazırladığını belirtti.
Son yıllarda giderek daha fazla gündeme gelen insülin direnci konusuna da değinen Erdinç, düzensiz ve yoğun işlenmiş gıda tüketiminin bu tabloyu tetikleyebileceğini söyledi. Lif ve protein bakımından yetersiz olan sokak lezzetlerinin, kişilerin kısa sürede yeniden acıkmasına neden olduğunu vurguladı.
Bu durumun gün içinde fark edilmeden fazla kalori alımına yol açtığını aktaran Erdinç, ultra işlenmiş gıdaların beyindeki ödül mekanizmasını etkileyerek yeme isteğini artırabileceğini ifade etti.
Ancak beslenmede tamamen yasakçı bir yaklaşımın doğru olmadığını belirten Erdinç, sosyal yaşamın da bu sürecin bir parçası olduğuna dikkat çekti. Arkadaş buluşmalarında tüketilen küçük atıştırmalıkların hayatın doğal bir parçası olduğunu dile getirdi.
Daha sağlıklı bir denge için önerilerde de bulunan Erdinç, ana öğünlerin düzenli tüketilmesi gerektiğini, lif ve protein ağırlıklı beslenmenin ise tokluk süresini uzattığını söyledi. Sokak lezzetlerinin tamamen hayatın dışına çıkarılmasının yerine porsiyon kontrolü ve tüketim sıklığının azaltılmasının daha sürdürülebilir bir yöntem olduğunu vurguladı.
Erdinç açıklamasını, “Sağlıklı yaşam yasaklarla değil, doğru dengeyi kurmakla mümkündür” sözleriyle tamamladı.




