Şükür, en genel anlamıyla yapılan bir iyiliğin kadrini bilmek, nankörlükten kaçınmak ve nimetin asıl sahibinin Allah olduğunu idrak etmektir. Kur'an-ı Kerim'de 75 yerde zikredilen şükür, sadece dilde kalan bir "teşekkür" değil; imanın ve tevhidin en somut göstergesidir. Şükreden aslında kendi iyiliği için şükreder. Çünkü şükür, eldeki nimetin muhafaza edilmesini sağladığı gibi, yeni nimetlerin de kapısını aralar. Nitekim İbrahim Suresi 7. ayette "Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artıracağım" buyurulması, bu ilahî kuralın temelidir. Ayrıca Nisa Suresi 147. ayette geçen "Eğer siz iman eder ve şükrederseniz, Allah size neden azap etsin!" müjdesi, şükrün hem dünyevi hem de uhrevi bir kalkan olduğunu gösterir.

​Şükrün zirve noktası, Hz. Peygamber’in (sav) hayatında görülür. O, geçmiş ve gelecek tüm günahları bağışlanmış olmasına rağmen ayakları şişene kadar namaz kılmış; kendisine sebebi sorulduğunda ise "Şükreden bir kul olmayayım mı?" cevabını vermiştir. Bu yaklaşım, şükrün bir korku veya mecburiyetten ziyade, büyük bir muhabbet ve itiraf hali olduğunu kanıtlar. Buhari’de geçen bir hadis-i şerifte Efendimiz; "İki nimet vardır ki, insanların çoğu bunların değerini takdir etmekte aldanmıştır: Sağlık ve boş vakit" (Buhari, Rikak 1) buyurarak, elimizdeki gizli hazinelerin farkına varmamızı ve onlar henüz bizdeyken şükrünü eda etmemiz gerektiğini hatırlatır.

İş Kazasında Can Veren Usta Bugün Toprağa Veriliyor
İş Kazasında Can Veren Usta Bugün Toprağa Veriliyor
İçeriği Görüntüle

​Şükrün önündeki en büyük engel "körleşme"dir. İnsanlar, her an sahip oldukları hava, su, organlar ve sağlık gibi devasa nimetleri sıradan görmeye başlarlar. Bu gafletten kurtulmanın yolu; dünyalık konularda kendinden aşağıdakilere, maneviyatta ise yukarıdakilere bakmaktır. Ayakkabısı olmadığı için üzülen Şeyh Sadi’nin, ayakları olmayan birini görünce şükretmesi, bu zaviye değişiminin en çarpıcı örneğidir.

​Şükreden insanın ulaştığı doğal durak kanaattir. Kanaat; eldekiyle yetinmek, nasibine razı olmak ve hırsın esiri olmamaktır. Gerçek zenginlik mal çokluğu değil, gönül tokluğudur. Şeytan, insanı nankörlüğe ve doyumsuzluğa sürükleyerek şükürden uzaklaştırmaya çalışırken; kanaat, kişiyi ihtirasın ve gayrimeşru yolların karanlığından korur. Açgözlü birine dünyayı verseniz doymazken, kanaatkâr biri bir kuru ekmekle huzuru bulabilir.

​Makbul bir şükür; ilim, hal ve amel aşamalarından oluşur. Nimetin Allah'tan geldiğini bilmek, kalben minnet duymak ve bu nimeti Allah'ın rızasına aykırı işlerde kullanmamak gerekir. Gözün şükrü kusur görmemek, kulağın şükrü şerri işitmemek, elin şükrü ise hakka yönelmektir. Kısacası şükür, Allah'ın verdiği imkânları yine O'nun sevdiği yollarda sarf ederek "şükreden azınlıktan" olma gayretidir.

Muhabir: SALİH KILINÇ