Hz. Peygamber’in Güzel Ahlakından Örnekler
Eş Baba ve Dede Olarak Hz. Peygamber
Hz. Peygamber, hayatı boyunca hem hanımlarıyla, hem de çocuk ve torunlarıyla ideal manada ve örnek teşkil edecek tarzda ilişkilerini sürdürmüştür. Kendisinin, bir eş olarak hanımlarıyla,bir baba olarak çocuklarıyla, bir dede olarak da torunlarıyla çok güzel günler geçirmiş, örnek davranışlar sergilemiş ve model olmuştur.
Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de alemlere rahmet olarak gönderildiği ifade edilen Peygamber efendimiz (s.a.v.), bizler için her konuda olduğu gibi eş ve baba ve dede olarak da en güzel örnektir. Peygamber efendimiz bir eş ile hayatı paylaşmanın gereğine inanmış ve kendisini örnek göstererek insanları evliliğe teşvik etmiştir. Her adımı bir nezaket, bir zarafet ve incelik barındıran Peygamberimiz, nasıl iyi bir baba ve ideal bir eş olunabileceğini bizzat kendi yaşantısıyla göstermiştir. “Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır. Ben de aileme karşı en iyi olanınızım” buyurarak, ailesine en hayırlı olanın kendisi olduğunu söylemiştir.
Sevgili Peygamberimiz aile hayatında sevgi ve saygıyı, şefkat ve merhameti esas almıştır. Ev içindeki davranışları onun ne kadar mütevazi olduğunu çok açık bir şekilde göstermektedir. Hz. Aişe, Peygamberimizin ev hayatıyla ilgili bize bilgileri aktarır: “Hz. Peygamber, evine girdiği zaman herhangi bir üstünlük ve geriye çekilme göstermeden, insanlardan herhangi biri gibi tevazu ile davranırdı. Kendi elbisesinin söküğü ile meşgul olur, gerektiğinde ev işlerinde eşlerine yardımcı olurdu. Çarşıya, pazara gider, bizzat alış-veriş yapar ve aldığı şeyleri kendisi taşırdı. Ashab-ı Kiram; ‘İzin verin de biz taşıyalım’ dediklerinde, ‘Herkes kendi yükünü kendi taşısın” buyururdu.
Sevgili Peygamberimiz, aile fertlerine samimi ve içten davranan, değer verdiğini hissettiren, sevinçleriyle sevinen, üzüntüleriyle üzülen bir aile reisiydi. Onlarla ilişkilerinde sevgi, saygı ve nezakete dayalı bir üslûbu benimseyen Hz. Peygamber, eşleri ve çocuklarının makul isteklerini yerine getirmeyi ihmal etmezdi. Onlara değer verdiğini hissettirirdi. Nitekim bir bayram günü Hz. Aişe, Habeşliler tarafından oynanan kalkan ve mızrak oyununu izlemek istemiş, Peygamberimizde onu kırmamış, arkasına almış ve samimi bir şekilde istediği kadar seyretmesini sağlamıştır.
Sevgili Peygamberimiz bazen de eşleriyle meseleleri istişare ederek o durum hakkında karar verirdi. İlk vahyin korku ve heyecanını hanımı Hz. Hatice’nin desteği ile üzerinden atan Peygamberimiz, Hudeybiye Antlaşması sonrası yaşadığı bir sıkıntıyı ise eşi Ümmü Seleme’nin fikrini alarak gidermişti.
Sevgi dolu bir eş olan Allah Resûlü bir baba olarak da son derece müşfik ve merhametliydi. Çocukları mutlu etmeyi severdi. Kızı Hz. Fâtıma yanına geldiğinde onun için ayağa kalkar, elinden tutar, onu öper ve kendi yerine oturturdu. Hz. Peygamber de Fâtıma’nın yanına girdiği zaman Fâtıma hemen ayağa kalkar, babasının elinden tutar, onu öper ve kendi yerine buyur ederdi.
Çocukların eğitim ve terbiyesine özen gösteren Sevgili Peygamberimiz onları incitmemeye dikkat eder, şefkatle davranır, uyarılarını da yumuşaklıkla yapardı. Bir gün Hz. Peygamber, hanımı Ümmü Seleme’nin önceki eşi Ebû Seleme’den olan oğlu Ömer’in, yemek yerken elini tabağın her tarafında gezdirdiğini görünce, “Yavrucum, besmele çek, sağ elinle ye ve önünden ye diyerek” uyarmıştı. Enes b. Mâlik’e de şu tavsiyede bulunmuştu: “Yavrucuğum, ailenin yanına girdiğin zaman selam ver. Bu, kendin ve ev halkın için bereket olur.”
Sevgili Peygamberimiz ailesine, sorumlu oldukları ibadetleri zaman zaman hatırlatırdı. Nitekim Kur’an’da “Ailene namaz kılmalarını söyle. Kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz, biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç takvayladır.” ayeti gereğince hem tebliğ görevini yerine üstleniyor hem de onların ibadetlerinde ihmalkâr davranmamalarını sağlıyordu. Hz. Peygamber, aile fertlerine bu konularda da baskıcı ve zorlayıcı tavırlar göstermez, uygun bir üslûpla uyarılarda bulunurdu. Nitekim Enes b. Mâlik onun aile fertlerini namaza çağırışını, şöyle anlatır: “Resûlullah (sav) altı ay boyunca sabah namazına çıktığında Fâtıma’nın kapısına uğrayıp, ‘Haydi namaza ey ev halkı!’ dedi ve ‘Ey Peygamber’in ev halkı! Allah, sizden ancak günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor ’âyetini okudu.”
Sevgili Peygamberimiz, çocuklarının ve torunlarının azarlanmasına veya şiddet görmesine de dayanamaz, sabır ve müsamaha gösterilerek onların eğitilmesini beklerdi. Bir defasında Peygamberimizin kucağına torununu veren Ümmü’l-Fadl, Resûlullah’ın üstünü ıslattığını görünce çocuğun omzuna vurmuş, bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz , “Oğlumun canını acıttın, Allah hayrını versin!” demiştir.
Her konuda Müslümanlara ve tüm insanlığa örnek teşkil eden Sevgili Peygamberimiz gerek eş gerek baba gerekse dede olarak aile hayatının nasıl olması gerektiğini yaşayarak göstermiş, “Ben, aileme karşı en hayırlı olanınızım” sözünü yaşantısıyla doğrulamıştır. Ahlâkı düzgün olan ve aile fertlerine hilim ve rıfk üzere yani şefkat ve merhametle yumuşak davranan kişileri, “müminlerin iman bakımından en mükemmel olanını ahlaken de en kamil insan olarak nitelemiştir. Çünkü mümin, en yakını olan ailesine merhamet, şefkat ve anlayışla yaklaşır onların hak ve hukuklarına riayet ederse imanını tahkim eden ve imanının gereği olan güzel ahlâkı hayatında her zaman yaşamış olacaktır. Bunun neticesinde de toplumda sağlıklı ilişkiler gelişecek, huzurlu ailelerden temiz nesiller yetişecektir.
Sevgili Peygamberimiz vefalı ve duyarlı bir eş, şefkatli bir baba, sevecen bir dede ve her konuda en güzel örnek olarak bizlere ışık tutmaya devam etmektedir. Bizlere düşen görev ise O’nun manevi rehberliği ile yuvamızı ve hayatımızı aydınlatmaktır.





