MUKABELE GELENEĞİ
Ramazan ayı, İslam medeniyetinin zaman tasavvurunda müstesna bir mevkiye sahiptir. Oruç ibadetiyle nefsin terbiye edildiği, yardımlaşma ve dayanışma duygularının güçlendiği bui mübarek zaman dilimi, aynı zamanda vahyin yeniden hatırlandığı ve Kur’ân-ı Kerîm’in merkezî bir konuma yerleştirildiği bir irfan mevsimidir. Bu mevsimin en köklü ve en yaygın tezahürlerinden biri ise mukabele geleneğidir. Mukabele, kelime anlamı itibarıyla “karşılıklı okuma” demektir; ancak tarihsel ve kültürel bağlamı içerisinde değerlendirildiğinde, bundan çok daha derin bir anlam dünyasına işaret eder.
Mukabele geleneği, vahyin nüzul sürecine dayanan ve Hz. Peygamber’in uygulamasıyla temellenen köklü bir sünnetin tarih boyunca toplumsal bir ibadet pratiğine dönüşmüş şeklidir. Rivayetlere göre Hz. Peygamber, her Ramazan ayında Cebrâil ile o zamana kadar nazil olan ayetleri karşılıklı olarak okumuş; bu uygulama, vahyin muhafazası ve doğru telaffuzunun teminatı olmuştur. Özellikle vefatından önceki son Ramazan’da bu mukabelenin iki kez gerçekleşmiş olması, geleneğin ciddiyetini ve sistematikliğini ortaya koymaktadır. Böylece mukabele, yalnızca bireysel bir ibadet olmayıp aynı zamanda Kur’an metninin korunması ve nesilden nesile aktarılması açısından epistemolojik bir güvence işlevi de görmüştür.
İslam tarihinin erken dönemlerinden itibaren mukabele, cami merkezli bir toplumsal ibadet pratiği hâline gelmiştir. Özellikle Emevî ve Abbâsî dönemlerinde camilerde düzenli Kur’an tilavetleri yapılmış; Osmanlı döneminde ise mukabele, Ramazan’ın adeta vazgeçilmez bir ritüeline dönüşmüştür. Selatin camilerinde hatiplerin ve hâfızların icra ettiği mukabeleler, yalnızca ibadet değil aynı zamanda estetik bir tilavet geleneğinin de icra alanı olmuştur. Bu yönüyle mukabele, dinî hayat ile kültürel estetiğin kesiştiği bir irfan zemini teşkil eder.
Osmanlı toplumunda mukabele, sosyal hayatın ritmini belirleyen önemli unsurlardan biriydi. Sabah namazı sonrası veya öğle namazı öncesi icra edilen mukabeleler, çarşı esnafından medrese talebesine kadar geniş bir katılım alanı oluştururdu. Kadınlar için evlerde ve bazı camilerde düzenlenen mukabele halkaları, dinî bilincin aile içinde kökleşmesine katkı sağlardı. Bu çerçevede mukabele, yalnızca bir ibadet pratiği değil; aynı zamanda toplumsal dayanışmayı ve cemaat bilincini güçlendiren bir sosyal kurum niteliği taşımıştır. Mukabele meclisleri, bireyleri aynı kelam etrafında birleştirerek ortak bir manevi iklim üretmiştir.
Mukabele geleneğinin estetik boyutu da ayrıca dikkat çekicidir. Kur’an’ın tecvit kaidelerine uygun, makamla ve ölçülü bir sesle okunması tilaveti salt bir metin aktarımı olmaktan çıkararak sanatsal bir icraya dönüştürür. Türk-İslam musikisinin makam geleneği ile Kur’an tilaveti arasında tarihsel bir etkileşim söz konusudur. Rast, Segâh, Hicaz gibi makamların tilavette kullanılması, dinleyicinin hem zihinsel hem de duygusal dünyasına hitap eden çok katmanlı bir tecrübe doğurur. Mukabele, kelamın sesle estetik bir forma büründüğü ve kalplerde yankı bulduğu bir ibadet atmosferidir.
Sosyolojik açıdan değerlendirildiğinde mukabele, modern bireyselleşme süreçlerinin karşısında kolektif bir bilinç üretir. Aynı mekânda, aynı zaman diliminde, aynı metni dinleyen insanlar ortak bir hafıza ve aidiyet duygusu geliştirirler. Bu durum, özellikle küçük yerleşim yerlerinde daha belirgin bir şekilde gözlemlenir. Mukabeleye katılan farklı yaş ve sosyal statüdeki bireyler, sınıfsal veya ekonomik farklılıklarını bir kenara bırakarak ilahi kelam etrafında eşitlenirler. Bu eşitlenme, mukabelenin toplumsal barışa ve birlik duygusuna katkısını görünür kılar.
Pedagojik açıdan mukabele, Kur’an eğitiminin canlı ve uygulamalı bir biçimidir. Her gün bir cüz okunması suretiyle Ramazan ayı sonunda Kur’an’ın hatmedilmesi, sistematik bir öğrenme ve tekrar süreci oluşturur. Özellikle hafızlık eğitimi alan öğrenciler için mukabele, mahreçlerin doğru çıkarılması, tecvit kurallarının uygulanması ve kıraat usullerinin pekiştirilmesi açısından önemli bir pratik alan sunar. Dinleyici konumundaki cemaat ise pasif bir alıcı değildir; aksine dikkatle dinleyerek, gerektiğinde düzeltmeler yaparak veya kendi mushafından takip ederek sürece aktif bir katılım sağlar. Mukabele, Kur’an eğitimini teorik çerçeveden çıkarıp yaşayan bir tecrübe hâline getirir.
Mukabele geleneğinin bir diğer önemli boyutu da zaman tasavvuruyla kurduğu ilişkidir. Ramazan boyunca her gün düzenli olarak icra edilen cüz tilaveti, bireyin gündelik hayatına kutsal bir ritim kazandırır. Bu düzenlilik, zamanı sıradan bir akış olmaktan çıkararak anlamlı bir ibadet sürecine dönüştürür. Günler, cüzlerle; haftalar, hatimle ölçülür hâle gelir. Böylece mukabele, zamanı ilahi kelam etrafında yeniden örgütleyen bir bilinç inşası gerçekleştirir.
Modern dönemde teknolojik gelişmeler, mukabele geleneğini yeni mecralara taşımıştır. Radyo ve televizyon yayınları aracılığıyla evlere ulaşan mukabele programları, özellikle yaşlılar ve camiye gitme imkânı bulamayanlar için önemli bir alternatif oluşturmuştur. Günümüzde dijital platformlar ve sosyal medya üzerinden yapılan canlı mukabele yayınları, dünyanın farklı coğrafyalarındaki Müslümanları aynı tilavet etrafında buluşturmaktadır. Ancak geleneğin özünü koruyabilmesi için cemaat ruhunun ve yüz yüze etkileşimin değerinin göz ardı edilmemesi gerekir. Teknoloji, mukabelenin ruhunu zayıflatan değil; onu daha geniş kitlelere taşıyan bir vasıta olarak değerlendirilmelidir.
Mukabele, aynı zamanda bireysel tefekkürün kapılarını aralayan bir ibadet biçimidir. Tilavet edilen ayetler, dinleyenin zihninde yeni anlam ufukları açar. Ramazan’ın manevi atmosferi içinde okunan her ayet, insanın kendi hayatına dönük muhasebesini derinleştirir. Özellikle ahlak, adalet, merhamet ve sorumluluk temalarını içeren ayetler, bireyin toplumsal rolünü yeniden düşünmesine vesile olur. Mukabele meclisi, yalnızca dinlenen bir metin değil; aynı zamanda yaşanması gereken bir hakikat çağrısıdır.
Edebi perspektiften bakıldığında mukabele, sözün yankılandığı ve anlamın çoğaldığı bir meclistir. Okuyan ile dinleyen arasındaki görünmez bağ, kelamın etkisini artırır. Tilavetin ritmi, sesin iniş ve çıkışları, ayetlerin anlam derinliğiyle birleştiğinde ortaya güçlü bir estetik ve manevi atmosfer çıkar. Bu atmosfer, bireyi gündelik hayatın karmaşasından uzaklaştırarak içsel bir sükûnete davet eder. Mukabele, kelamın hem akla hem kalbe hitap ettiği çok katmanlı bir irfan pratiğidir.
Mukabele geleneği, İslam medeniyetinin dinî, kültürel ve estetik hafızasında merkezi bir yere sahiptir. Vahyin ilk muhataplarıyla başlayan bu karşılıklı okuma pratiği, asırlar boyunca farklı coğrafyalarda yaşatılmış; her dönemin şartlarına göre yeniden yorumlanarak günümüze ulaşmıştır. Mukabele, geçmiş ile gelecek arasında kurulan bir köprü; kelam ile hayat arasında tesis edilen diri ve süreklilik arz eden bir bağdır. Bu bağın korunması ve gelecek nesillere aktarılması, yalnızca bir geleneği yaşatmak değil; aynı zamanda kültürel ve manevi sürekliliği teminat altına almak anlamına gelir.
Bugün camilerde, mahalle mescitlerinde ve evlerde sürdürülen mukabele halkaları kadim bir sünnetin çağdaş zamandaki yankısıdır. Bu yankının canlı tutulması, Ramazan’ın ruhunu diri tutmakla eşdeğerdir. Çünkü mukabele, yalnızca okunan ayetlerin değil aynı zamanda paylaşılan bir inancın, ortak bir hafızanın ve müşterek bir umudun ifadesidir. Mukabele geleneği yaşadıkça, kelamın nuru da toplumsal hayatta canlı kalmaya devam edecektir. Rabbim okumuş olduğumuz hatimleri, kılmış olduğumuz namazları, tutmuş olduğumuz oruçları kabul buyursun. Allaha emanet.




