Uşak’ın Eşme ilçesine bağlı Dereköy’de ortaya çıkan dikkat çekici bulgular, bölgenin tarihine dair ezberleri bozacak nitelikte. Uşak’ın geçmişine ışık tutan paylaşımlarıyla tanınan Alp Arslan Dur’un değerlendirmeleri, köy mezarlığında yer alan balbal nitelikli dikili taşların, sıradan bir mezarlık geleneğinden çok daha fazlasını anlattığını ortaya koydu.
Dereköy mezarlığında baş ve ayak uçlarında yer alan, yaklaşık üç metre yüksekliğe ulaşan işlenmemiş ve kitabesiz taşlar, klasik Osmanlı mezar taşlarından belirgin şekilde ayrılıyor. Bu taşların, Orta Asya’dan Anadolu’ya taşınan balbal geleneğinin sadeleşmiş bir devamı olduğu değerlendiriliyor.
Bölgede bulunan taşların yoğunluğu ve anıtsal yapısı, Dereköy’ün sıradan bir kırsal yerleşimden ziyade erken dönem bir “kurucu yerleşim” olabileceğine işaret ediyor. Mezarlıkta okunabilen en eski kitabeli mezar taşının 1820 yılına ait olması, yazılı ve İslami mezar geleneğinin bu tarihten sonra bölgede yaygınlaştığını gösteriyor. Ancak balbalların aşınma durumu ve formu, bu taşların çok daha eski bir döneme ait olduğunu ortaya koyuyor.
Bu durum, Dereköy’de önce balbal geleneğinin hakim olduğu, ardından Osmanlı döneminde kitabeli mezar taşlarına geçiş yapıldığı yönündeki görüşleri güçlendiriyor.
Köy hafızasında “Karabey” olarak anılan bir figür, bu tarihsel sürecin merkezinde yer alıyor. Türk yerleşim kültüründe “bey” unvanı, topluluğu iskana yönlendiren lideri temsil ediyor. Mezarlıkta diğerlerinden ayrılan ve daha anıtsal özellikler taşıyan mezarın, Karakeçili aşiretine mensup bir bey olan Karabey’e ait olabileceği ifade ediliyor.
Dereköy’ün yerleşim yapısı da dikkat çekici. Köyün, Karakeçili merkezli bir çekirdek etrafında şekillendiği, çevresine ise “Gacar Yörükleri” olarak bilinen farklı grupların yerleştirildiği belirtiliyor. Bu model, göçebe aşiretlerin lider öncülüğünde yerleşik hayata geçmesiyle oluşan klasik iskan düzenine birebir uyuyor.
Öte yandan köyün bulunduğu coğrafyada çok daha eski dönemlere ait izler de bulunuyor. Yaklaşık 2,5 kilometre kuzeydoğuda yer alan Divlit Höyüğü’nün, Erken Tunç Çağı ve Roma dönemlerine kadar uzanan bir geçmişe sahip olduğu biliniyor. Osmanlı kayıtlarında ise yerleşim, 16. yüzyılda “Dere” adıyla anılıyor.
Dereköy’de 1820 yılına tarihlenen mezar taşı, yazılı mezar geleneğinin başlangıcını temsil ederken; 1850 yılında inşa edilen cami, köyün artık kalıcı ve kurumsal bir yerleşime dönüştüğünü gösteriyor. Böylece bölgede göçebe yaşamdan yerleşik düzene geçiş, hem mezarlık hem de mimari yapılar üzerinden açıkça izlenebiliyor.
Alp Arslan Dur’un değerlendirmelerine göre Dereköy, yalnızca Osmanlı dönemine ait bir köy değil; kökleri çok daha eskilere dayanan bir Yörük yerleşimi. Balballar ise bu geçmişin en güçlü tanıkları olarak öne çıkıyor.
Dereköy mezarlığında yükselen bu anıtsal taşlar, yazılı belgelerin ötesine geçen bir “taş hafıza” niteliği taşıyarak, Uşak’ın bilinmeyen tarihine ışık tutmaya devam ediyor.




