Uşaklı yazar Mustafa Ağır ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, yazarlık yolculuğundan eserlerinin derin temalarına kadar birçok konuyu konuştuk. Gerçek hayat hikayelerinden beslenen ve özellikle çocukluk travmaları, yalnızlık ve insan ruhunun kırılgan yönlerine odaklanan Ağır, “Yazmasam ağlarım” sözleriyle yazmanın kendisi için bir kaçış değil, adeta bir varoluş biçimi olduğunu dile getirdi.
Yazar Ağır, Portakal Kokusu eserinin meydana geliş sürecini ve kendi yaşam hikayesini Yeşil Sivaslı Gazetesi İnternet Haber Sitesi Muhabiri Gülcan Aydoğdulu’ya anlattı.
Yazarlık yolculuğunuz nasıl başladı?
Çocukluk dönemlerimden itibaren özlü sözlere, hikmetli diyaloglara ve bu tarz yapılmış film ve dizilere meraklı biriydim. Buna bir nevi fıtrat diyebiliriz. Bu fıtratla her daim bir sinema veya dizi yapma niyeti taşıdım. Bu yolda ilerlemek için Erzurum Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü’nü bitirdim ve sinema alanında çalışmak için İstanbul’a gittim. Ancak girişimlerim olumsuz sonuçlanınca, lise yıllarında yazdığım şiirleri kitaplaştırma fikri oluştu. İlk şiir kitabımı çıkardıktan sonra devamı geldi.
Sizi en çok etkileyen yazarlar veya eserler hangileri?
Cemal Safi, Ümit Yaşar Oğuzcan; daha yakın zamanda ise çağdaş şairlerden Gökhan İnesi ve Batuhan Dedde’nin kitaplarını son derece başarılı ve etkileyici bulurum.
Yazarken sizi motive eden şey nedir?
“Yazacağım, yazmasam ağlarım” sözüyle ifade edebilirim. Yazmak benim için hayatta bulamadıklarımın sıkıntısından bir kaçış yöntemi ve biraz da mizaç meselesi. Böyle olunca da ortaya hoş eserler çıkıyor.
Günlük yazma rutininiz nasıl?
Günlük yazma rutinim yok. Belirli bir düzen oluşturmadım; o anki ruh halim yazmamı belirliyor.
Yazarlık dışında sizi besleyen ilgi alanlarınız neler?
Yazarlık dışında psikolojik, felsefi, tarihi ve dini konularda belgesel ve film izlemek vazgeçilmezimdir.
Bu kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı?
“Portakal Kokusu”nu yazmamı sağlayan etken, kardeşimin anlattığı gerçek bir olaydır. Kardeşim, psikolojik problemleri olan çocukların rehabilite edildiği bir vakıfta staj yapıyordu. O sırada yaşadığı bir olay bu kitabın ortaya çıkmasına vesile oldu.
Kitabın ana teması nedir?
Hikayenin ana teması; ağır çocukluk travmalarının (cinsel istismar, aile içi şiddet ve ihmal) yarattığı kalıcı yıkım, derin yalnızlık ve insanı intihara sürükleyen umutsuzluk döngüsüdür. Barış’ın yaşadığı dehşet verici olaylar (babasının tacizi, annesinin öldürülmesi, kardeşinin açlıktan ölümü) onu ömür boyu takip eder. Tedavi, terapi ve kısa süreli umut kıvılcımlarına rağmen gerçek bağ kuramama, yalnızlık ve kayıplar travmayı iyileştiremez. Sonuçta Barış, hayali dostu “Mustafa Abi” ve peluş ayısıyla baş başa kalarak intihar eder. Travma ile damgalanmış bir ruhun yalnızlık içinde çöküşünü anlatan acıklı bir hikayedir.
Kaç kitabınız var? İsimleri neler?
7 kitabım var: Yalnızlığa Konser Veren Maestro, Bana Bir Dost Lazım, Bir Geceye Dört Mevsim, Bırakın da Beş Dakika Kafa Dinleyelim, Kültablasından Taşanlar, Portakal Kokusu, Bir Avuç Toprak – Doğu Türkistan.
Okuyucular bu kitapta en çok neyi hissedecek ya da düşünecek?
Okuyucu kitabı çok etkileyici ama ağır bulacaktır. Bazıları “Hayatımda okuduğum en karanlık kitaplardan biri” diyecek, bazıları ise “Travma ve yalnızlık üzerine çok gerçekçi bir portre” olarak değerlendirecek. Özellikle travma geçmişi olanlar için tetikleyici olabilir; ama aynı zamanda “yalnız değilim” hissi de verebilir.
Karakterleri oluştururken gerçek hayattan ilham aldınız mı?
“Portakal Kokusu”ndaki karakterlerin hemen tamamı gerçek hayattan alınmıştır. En ilginç olanını söyleyeyim: Bizim “kardeşler meclisi” dediğimiz, derin sohbetler yaptığımız bir ortam var. Bu sohbetlerde bana “Mustafa Abi” diye hitap ederler, ben de onlara bilge tarzında cevaplar veririm. Kitapta da ana karakterin konuştuğu hayali bir kahraman var: Mustafa Abi. İşte o benim. Diğer karakterler de arkadaşlarımdan izler taşır.
Kitabın yazım süreci ne kadar sürdü?
Yaklaşık on yıl sürdü.
Kitabınızda vermek istediğiniz temel mesaj nedir?
Ağır çocukluk travmaları yeterince erken ve derinlemesine ele alınmazsa, ömür boyu süren bir yıkıma dönüşür ve çoğu zaman tedaviyle bile tam olarak iyileşemez. Bu durum, kişiyi derin yalnızlık içinde çöküşe ve hatta intihara sürükleyebilir.
Yazarken sizi en çok zorlayan kısım neydi?
Kitapta terapi sahneleri var. O bölümlerdeki soru-cevap kısımları beni oldukça zorladı. Ayrıca şizofreni hastalığını anlatma süreci de oldukça yorucuydu.
Karakterlerinizden en çok hangisine kendinizi yakın hissediyorsunuz?
Kitabın ana karakteri Barış’ın hayali kahramanı Mustafa Abi’ye kendimi en yakın hissediyorum.
Okuyucular kitabı bitirdiğinde ne hissetsin istersiniz?
Okuyucu, “Bazı yaralar o kadar derin ki tedaviyle bile tam kapanmıyor” gerçeğini içselleştirsin. Özellikle çocuklukta yaşanan istismar, şiddet ve ihmalin ömür boyu süren etkisini hissetsin. Travmanın nesiller arası aktarımını görsün ve yalnızlığın insanı nasıl yavaş yavaş yok ettiğini derinden fark etsin.
Kitabınızın toplumda nasıl bir etki yaratmasını umuyorsunuz?
“Çocuk istismarı toplumun ortak yarasıdır, görmezden gelemeyiz” dedirtmek ve bu konuda daha duyarlı, daha bilinçli bir toplum oluşmasına katkı sağlamak istiyorum.
Okuyuculardan aldığınız en ilginç geri bildirim neydi?
Uşak’ta bir kadın “Portakal Kokusu”nu alıp okumuş ve bir arkadaşına tavsiye etmiş. O kişi kitabı bulamayınca eşinden ısrarla istemiş. Eşi de uzun uğraşlar sonucunda beni bulup iş yerime geldi ve yaşadığı süreci anlattı. Şu ana kadar aldığım en ilginç geri bildirim buydu.
Yeni bir kitap üzerinde çalışıyor musunuz?
Şu anda yeni bir kitap projem bulunmamaktadır.
İleride farklı türlerde yazmayı düşünüyor musunuz?
Zaten 3 şiir, 1 öykü/deneme ve 3 roman çalışmam mevcut.
Yazarlık kariyerinizde ulaşmak istediğiniz hedefler nelerdir?
Yazarlık kariyerimde en büyük hedefim; “Deli Yürek” dizisindeki Kuşçu ve “Ekmek Teknesi” dizisindeki Nusret Baba gibi bilge karakterlerden oluşan bir dizi ya da sinema projesi hayata geçirmek.





