Ancak Ramazan’ı sadece bir yeme-içme düzeni değişikliği olarak görmek, bu ayın bize fısıldadığı en büyük hakikati kaçırmak demektir. Ramazan’ın asıl ruhu, paylaşmaktır.
Paylaşmak denilince aklımıza genellikle maddi yardımlar gelir. Elbette ihtiyacı olanın sofrasına katık olmak, bir elin verdiğini diğer elin görmediği o zarif yardımlaşma geleneğimizi yaşatmak çok kıymetlidir. Ancak paylaşmak, sadece cüzdandakini bölüşmek değildir. Biz paylaşmayı maddi ve manevi olmak üzere iki başlık altında ele almaya gayret göstereceğiz.
1. Maddi Paylaşım: Elindekini Bölüşmek
Maddi paylaşım, Ramazan’ın en somut ve görünür yanıdır. Ancak burada mesele sadece "vermek" değil, "nasıl verdiğimizdir."
Modern dünya bizi sürekli "daha fazlasına sahip olmaya" ve "önce kendini düşünmeye" iterken; Ramazan bize tam tersini söyler: "Dur ve yanındakine bak." Açlığın eşitliğinde buluştuğumuz o bir ay, aslında hepimizin ne kadar kırılgan ve birbirimize ne kadar muhtaç olduğumuzu hatırlatır.
Bu Ramazan’da sadece evlerimizin kapısını değil, gönül kapılarımızı da sonuna kadar açalım. Soframızda sadece tanıdıklara değil, bir tebessüme muhtaç olanlara da yer açalım. Unutmayalım ki; bir insanın kalbine dokunmak, dünyanın en zengin sofrasını kurmaktan daha evladır. Ramazan’ın bereketi; sadece tabağımızdaki yemekte değil, o yemeği bölüştüğümüz ellerin sıcaklığındadır.
Maddi paylaşım hususunu bazı başlıklar ile beraber ele almakta fayda vardır.
İhtiyacı Gözetmek: Sadece yakın çevremize değil, bunun yanında sesini duyuramayanlara da ulaşmaktır. Hz. Muhammed (s.a.v) Ramazan ayında özellikle daha cömert olurdu. Sahâbîler onun cömertliğini “esen rahmet rüzgârına” benzetmişlerdir. Çünkü o, sadece tanıdıklarına değil, toplumun en zayıf kesimlerine ulaşmayı amaçlamıştır.
Bu husus hakkında Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Onlar, Allah sevgisi için yemeği; yoksula, yetime ve esire yedirirler.” (İnsan, 76/8)
Burada dikkat çekilen husus şudur: Yardım edilen kişiler içerisinde yakınlar ile beraber toplumun görünmeyen kesimleri de vardır.
- İftar Sofralarının Bereketi: Tanımadığımız birine bir hurma ikram etmek ya da bir öğrencinin, bir ihtiyaç sahibinin iftarını üstlenmek. Paylaşılan ekmek, sofraya eksilme değil, bereket getirir.
- İsraftan Kaçınmak: Maddi paylaşımın bir diğer yüzü de israf etmemektir. Şatafatlı ve israflı sofralar kurmak yerine, o bütçeyi gerçekten ihtiyacı olan birkaç aileyle bölüşmek Ramazan'ın ruhuna daha uygundur.
2. Manevi Paylaşım: Gönülden Gönüle Köprü
Manevi paylaşım, çoğu zaman paradan daha kalıcı izler bırakır. Asıl büyük paylaşım; zamanı, sevgiyi ve hoşgörüyü bölüşmektir. Gün boyu açlıkla terbiye olan nefsimizin, iftar sofrasında sadece midesini değil, ruhunu da doyurması gerekir. Bir yaşlının halini hatırını sormak, uzun süredir aranmayan bir dostun sesini duymak veya trafikte gerilen birine tebessümle yol vermek... İşte gerçek Ramazan sofrası, bu manevi ikramlarla kurulur. Bunları birer başlık ile ele alabiliriz.
- Zamanı Paylaşmak: Bir yaşlıyı ziyaret etmek, onun hikayelerini dinlemek ve ona "yalnız değilsin" hissini vermek en büyük sadakalardan biridir.
- Tebessüm ve Hoşgörü: Açlığın verdiği yorgunlukla gerilmek yerine; trafikte, iş yerinde veya evde çevremize sabır ve tebessüm ikram etmek manevi bir paylaşımdır.
- Dua Ortaklığı: Sadece kendimiz için değil; mazlumlar, hastalar ve darda olanlar için dua etmek, insanlığın acısını yüreğinde hissetmek ve bu duyguyu paylaşmaktır.
- Affetmek: Ramazan, dargınlıkları bitirmek için en güzel bahanedir. Kırgın olduğun birine adım atmak, aslında huzuru paylaşmaktır.





