“RAMAZAN VE ÇOCUKLARIMIZ”
Mübarek Ramazan ayı; oruç, fitre, zekat gibi ibadetlerle bezenmiş bir ruh terbiyesi vesilesi ve aile bağlarını kuvvetlendirme mevsimidir. Öncelikle Ramazanı bir mektep bilip kendi nefsimizi tezkiye etmek, aile içi iletişimimizi güçlendirmek için bir fırsat görmek ve büyükler olarak Ramazan mektebinde çocuklarımızın da en güzel şekilde yetişmeleri için hassas bir yaklaşımla gayret sarf etmek en önemli görevlerimizden biri olsa gerektir. Bu noktada temel yaklaşımımız özellikle çocukların dünyasında bu ayın "kısıtlamalarla" değil, "sevinçlerle" yer etmesine zemin hazırlamalı, bu bakış açısı, onların gelecekteki manevi kimliklerinin sağlam ve sağlıklı olmasını desteklemelidir. Ramazan’ın çocuklarımızın kalbinde güzel izler bırakması hepimiz için göz ardı edilmemesi gereken bir zorunluluktur. Şimdi biraz bunu nasıl yapabileceğimize değinmek istiyorum. Nasıl bir tutum sergilemeliyiz? Kadim geleneğin bize bıraktığı engin mirasın gölgesinde hangi güzel uygulamaları yapabiliriz? Hangi materyalleri nasıl kullanmalıyız?
Öncelikle rol model olmak; Kelimelerden, nasihatlerden öte İslam ahlakının yaşayan bir temsilcisi olmak şart. Çocukların kulaktan değil, gözden öğrendikleri gerçeğini, duyduklarını değil gördüklerini uyguladıklarını unutmamalıyız. Ramazan ve oruç bizi Tatar Ramazan sendromuna götürmemeli. Hele hele orucu asabiyete, sert mizaca, kavgaya asla bahane etmemeliyiz. Aksine Ramazan ayı vesilesiyle sabır, dürüstlük, öfke kontrolü ve cömertlik gibi erdemleri içselleştirmeliyiz, böylece orucun sadece mideye değil; dile, ele ve gönle tutturulduğunu göstermeliyiz. Tuttuğumuz oruç da bizi tutmalı. Bunu gören bir çocuk, İslam’ın asıl gayesi olan "güzel ahlakı" yaşayarak öğrenecektir.
Heyecana ve sürece dahil etmek; Oruç tutamayacak kadar küçük olsalar bile yavrularımızı sahur heyecanına ortak etmeliyiz. Uykunun en tatlı yerinde uyanıp ailece oturulan o bereketli sofra, çocuk için aidiyet duygusunun en güçlü hissedildiği anlardan biridir. Sahur veya iftar sofralarının hazırlanması aşamasında çocuğun sofraya katkıda bulunması, bir tuzluk koyması veya hurmaları tabağa dizmesi, onu sürecin bir parçası yapar.
Yine Anadolu irfanının tarihi mirası ve eğitim metodu olarak Tekne orucu ile çocuklarımızı Ramazan ve oruç heyecanına ortak etmek, tam gün oruç tutamayan küçükler için onların bu duyguyu yaşamalarına ve gönül dünyalarına güzel izler bırakmamıza imkan tanıyacak harika bir pedagojik araçtır.
Diş kirası ve ödüllendirme; İftar sofralarımız mümkün olduğunca misafirlerle donanmalı, öğle vaktine kadar veya tüm gün tutulan orucun sonunda çocuğa küçük hediyeler verilmesi, onda başarma duygusu uyandırır. Eski bir Osmanlı geleneği olan "diş kirası" (misafirlere verilen küçük hediyeler), çocuğa misafirperverliğin ve cömertliğin asaletini aşılar. Böylelikle iftar sadece bir yemek değil, sabrın zaferle sonuçlandığı bir tören gibi yaşanmalıdır.
Sonuç olarak; Ramazan, bir çocuğun hafızasına "sıcak bir pide kokusu", "teravihte babasının yanında gittiği ve özgürce koştuğu bir cami", "annesinin gülen yüzü" ve “kurulan kocaman iftar sofraları” hasılı mutlu bir aile tablosu olarak kazınmalıdır. Bu hassasiyetle yetişen çocuklar, orucun kazandırdığı iradeyi hayat boyu bir zırh gibi taşıyacaklardır. Hayırlı Ramazanlar...





