Türk televizyon tarihine damga vuran “Olacak O Kadar” programının sevilen oyuncularından, özellikle “Aşçılar” skecindeki Kepçe Kulak Kazım karakteriyle hafızalara kazınan Ahmet Çevik, Yeşil Sivaslı Gazetesi İnternet Haber Sitesi muhabiri Gülcan Aydoğdulu’ya çok özel açıklamalarda bulundu. Oyunculuğa nasıl başladığından, Levent Kırca ile geçen yıllara; sahne heyecanından günümüz mizah anlayışına kadar birçok konuda samimi ifadeler kullanan Çevik, hem nostalji yaşattı hem de dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyim?

Ben Ahmet Çevik. 12 Mayıs 1972 yılında İstanbul’da doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi İstanbul’da okudum. Liseyi bitirdikten sonra üniversiteyi kazandım.

Oyunculuğa başlama hikayeniz nasıl gelişti?


Üniversiteye başladığım dönemde Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosu’nun “Tiyatroyu seven gençler aranıyor” diye bir ilanını gördüm. Seçilemem diye gittiğim gün 380 kişi arasından seçilerek Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosu’na girmeyi başardım. Böylelikle profesyonel oyunculuk hayatım başlamış oldu. Levent Kırca ve Oya Başar Tiyatrosu’na girdikten sonra “Hangi Yüzle” oyunu için 2 ay prova yaptık. 5-6 oyun sonrasında Levent Kırca bu oyunu kaldırmaya karar verdi ve ben yine bir boşluğa düştüm.

Sonrasında bir gün Olacak O Kadar’ın setini aradım. Sete gitmek istediğimi, Levent abi, Oya abla ve diğer oyuncuları görmek istediğimi söylediğimde “gel tabii” dediler. O gün gittiğimde Levent abi beni gördü. “Sen ne yapıyorsun” dedi. “Hiçbir şey yapmıyorum hocam, oyunlar bittikten sonra bir boşluğa düştüm” dedim. “Tamam, bundan sonra buraya geliyorsun, ben senin elinden tutacağım” dedi. Olacak O Kadar kadrosuna girerek televizyon camiasındaki oyunculuğa ilk adımımı orada atmış oldum.

Komedi oyunculuğu mu, yoksa dramatik roller mi sizi daha çok besliyor?


Ben hep hayatım boyunca komedi rollerini oynadım. İnsanları güldürmek çok hoşuma gidiyor. Tiyatro sahnesinde söylediğim bir esprinin karşı taraftan kahkaha olarak geliyor olması benim dünyada hissedebileceğim en büyük hazlardan birisi.
O yüzden de komediyi her zaman ön planda tuttum ve komedi oynadım. Dram oynamamı istedikleri zamanlarda oldu. Şuan hayat şartları, ekonomik şartlar zaten dramatik, bir de dizinin içerisinde bir dram rolünde oynamak bana da iyi gelmeyecek.
O yüzden insanları güldürmek istiyorum. Her ne kadar televizyonlarda şu anda yer almasam da milyonlara hitap edemesem de tiyatroda daha küçük kitlelere hitap edip herkesin salondan mutlu bir şekilde ayrılmaları için elimden gelen her şeyi yapıyorum. İşim güldürmekse en iyisini yapmaya çalışıyorum.

Türkiye’de mizahın geldiği noktayı nasıl görüyorsunuz?


Şu anda Türkiye’nin gelmiş olduğu mizahı size şu şekilde cevaplayabilirim; geçenlerde Müjdat Gezen’le bir röportaj yapılıyor ve bu röportajı da Uğur Dündar yapıyor. Diyor ki sorusunda; “Eğer Levent Kırca hayatta olsaydı, Olacak O Kadar programı yapılır mıydı?”
Müjdat Gezen de “Yapılamazdı, yaptırmazlardı” diyor. Bu sorunun cevabı iki usta tarafından bu şekilde verildi.

Levent Kırca ile çalışmak sizin oyunculuğunuza neler kattı?


Levent Kırca ile çalışmak bana çok şey kattı. Ben Levent Kırca ve Oya Başar’la gözlerimi açtım. Sanat camiasında yer aldım. Televizyon camiasına onlarla girdim. Tiyatro camiasına, turnelere onlarla çıktım.
Alkışı, kahkahayı hep onlarla tattım ve bana bir şey değil, on binlerce şey kattılar. Levent abiye çok şey borçluyum. Allah mekanını cennet etsin.

Olacak O Kadar döneminde en unutamadığınız skeç hangisiydi?


Levent Kırca zamanında en unutamadığımız skeçlerden bir tanesi herkesin çok sevdiği Aşçılar skeciydi. O skeçte çok eğleniyorduk. Çok fazla doğaçlama yapıyorduk.
Birçok insanın hala arkamdan “Mevlüt Usta” diye seslendiğini çok iyi biliyorum. O yüzden o skeç farklı bir skeçti. Çok iyi tuttu, insanlar çok güldüler ve bence klasikler arasına girmiş bir skeçtir.

Programın toplum üzerindeki etkisini o dönem fark ediyor muydunuz?


Kesinlikle görüyorduk. Olacak O Kadar programı milli maç gibiydi. Olacak O Kadar yayınlanacağı zaman insanlar evlerine zamanında gider, trafik boşalırdı.
Belki sizin yaşınız buna uygun değil ama annenizden babanızdan mutlaka duymuşsunuzdur. Netice itibarıyla da Olacak O Kadar programında yer alan skeçler bir hafta boyunca konuşulurdu.
İnsanların üzerindeki etkileri çok fazlaydı. Yanlış giden bir şeyleri Olacak O Kadar programında hicvettiğimiz zaman bazı şeylerin düzeldiğini gördüğümüzde de mutlu oluyorduk.

Levent Kırca’nın set disiplini ve oyunculara yaklaşımını nasıl anlatırsınız?


Levent abi sette çok disiplinli bir adamdı. İstediği her şey olsun isterdi ve olurdu da. “Hayır” kelimesini kesinlikle kabul etmezdi.
Bir gün gece saat 03.00’te Olacak O Kadar çekiyoruz ve skeç için at gerekiyordu. Gecenin saat 03.00’ünde o at bulundu ve sete getirildi.
O yüzden bizim sette Levent abi bir şey istediğinde hayır kelimesi kesinlikle kullanılmazdı.
Ekip olarak çok iyi insanlardık. Çok gülerdik. Bir aile gibiydik. Mesela Olacak O Kadar’ın çekimlerinde işi biten eve gitmez, sette oturur, vakit geçirir, set bitince eve giderdi.
Levent Kırca çok dev bir isim ama yıllarca yanında çalışmış biri olarak söylüyorum ki asla egosu olmayan, insanlara yukarıdan bakmayan bir adamdı. Onun için yıllarca aynı ekiple devam etti.

Levent Kırca bugün hayatta olsaydı size ne söylerdi?


Bana ne söylerdi bilmiyorum ama Levent abiyle gülmeyi o kadar çok özledim ki. Levent abiyle sohbet etmeyi çok özledim.
Levent abi vefat ettikten sonra gerçekten ben de gülmeyi unuttum diyebilirim. O kadar içten gülerdik ki. Hani tabir vardır, anıra anıra gülmek diye. Öyle gülerdik biz birbirimize.
Ben onu güldürürdüm, o beni güldürürdü. Onu çok özlüyorum bu anlamda. Hem sahne üzerinde hem ikili ilişkilerimizdeki sohbetimizi çok özlüyorum. Allah tekrar mekanını cennet etsin.

Hiç yayına girmeyen ama çok güldüğünüz bir skeç oldu mu?


Şimdi şöyle bir şey; sabahları biz saat on buçukta sette toplanırdık ve skeçler okunurdu. Onların içinden en iyileri çekilir ve Olacak O Kadar programına konurdu.
Fakat Levent abi montaja da giderdi. Montajdan sonra da en son halini görürdü. Ben birçok kere şahidimdir ki okunurken güldüğümüz bir skeç, montajlandıktan sonra beğenilmeyip Levent abi tarafından çöpe atılmıştır.
Belki biz bütün gün o skeci çekmişizdir ama Levent abi beğenmediği için o skeç hiçbir şekilde programın içine konmazdı.
Yıllarca o programın başarılarının en büyük sebeplerinden birisi de buydu. İşini çok ciddiye alıyordu, seyircisini ciddiye alıyordu ve hiçbir şekilde disiplinsizliğe müsaade etmiyordu.

Skeçlerde doğaçlama mı daha fazlaydı yoksa metne bağlı mı kalırdınız?


Tabii ki skeçlerde bir metin söz konusu. Metne dayalı olarak oynuyorduk ama doğaçlama yapmamıza kesinlikle engel olmuyordu.
Her türlü doğaçlamayı yapabiliyorduk. O yüzden de izlediğiniz tüm skeçlerde bütün oyuncuların doğaçlamaları, yani kendinden kattıkları bişeyler mutlaka vardır.
Zaten bence bir oyuncunun serbest bırakılması gerekiyor. Sadece tekste dayalı olarak oynatıldığında çok da güzel sonuçların elde edileceğini düşünmüyorum.
Oyuncu serbest bırakılmalı ama gerektiği zamanda da yönetmen müdahale etmeli. Levent abi de bunu yapıyordu. Eğer çok aşırıya gidildiyse dozunu ayarlıyordu ve provalarda ona göre müdahale ediyordu.

Bugünün mizah anlayışını samimi buluyor musunuz?


Bugünkü mizah anlayışını şöyle söyleyeyim; ben şu anda televizyon seyreden birisi değilim. Televizyonlarda neler var, neler yok çok bilmiyorum.
Ama ara ara açtığımda inandırıcılık konusunda diziler bana çok inandırıcı gelmiyor.
Şöyle bir örnek verebilirim; uykudan uyanmış bir kadının yüzündeki makyaja dikkat ediyorum ya da saçının ne kadar dağınık olduğuna bakıyorum. Eğer bir kadın uykudan saçları son derece yapılı bir şekilde uyanıyorsa bu bana inandırıcı gelmiyor.
Seyirci olarak bana geçmiyor. Bu verdiğim çok küçük bir örnek.
İnandırıcılık çok önemli. Levent abi bize “Bana ettiğin lafa inan” derdi. Oyuncunun söylediğine inanması gerekiyor. Oynadığı rolün de inandırıcı olması gerekiyor.
Güzel gözükeceğim diye her şeyin kusursuz olmasına gerek yok. Her işin doğalı neyse o şekilde olmalı.
Geçenlerde bir arkadaşım 3 reyting almış ve günün birincisi olmuş. Ben de dedim ki biz zamanında 25-26 reytinglerle birinci oluyorduk.
Nereye gitti bu seyirci? Niye bu kadar insanları küstürdünüz?
Tabii ki iyi işler vardır ama kötü işler yapıla yapıla insanlar televizyon izlememeye başladı.
Artık insanlar Netflix, Exxen gibi platformlara yöneldi. Sokakta dolaşırken “Sizin zamanlarınızı özlüyoruz” diyen çok insan var.
Bu sözleri duymak beni hem mutlu ediyor hem de üzüyor.

Sosyal medyanın mizah üzerindeki etkisi sizce olumlu mu?


Sosyal medyanın mizah üzerindeki etkisi çok yüksek. Sosyal medya sayesinde mizah çok yaygın bir hale geldi.
Bir sürü insanın komik içerikler ürettiğini görebiliyoruz. Bu yüzden sosyal medya olmalı, var olmalı ve olmaya devam etmeli diye düşünüyorum.

Sizi hala heyecanlandıran projeler var mı?


Şu anda beni heyecanlandıran tek şey tiyatro. Oynadığımız bir oyun var ve onu sahneliyoruz.
Farklı seyircilere oynamak, farklı şehirlerde insanları güldürmek, o şehirlerin örf ve adetlerini görmek, yemeklerini tatmak bana çok büyük mutluluk veriyor.
Şu andaki en büyük heyecanım bu ve yıllardır da bu şekilde devam ediyor.

Televizyondan ya da sinemadan neden uzaksınız?


Beni gerçekten heyecanlandıran bir iş olmadığı sürece ne televizyonda ne de sinemada yer almak istemiyorum.
Tiyatroda zaten başrol oynuyorum ve kendi istediğim oyunları sahneliyorum. Bu anlamda sahnede olmak bana şimdilik yetiyor.
Tabii ki milyonlara hitap etmek isterim ama doğru bir işle.
İnsanlar hala sokakta beni çevirip güzel işler yaptığımı söylüyor. Bu güveni zedeleyecek bir iş yapmak istemiyorum.
O yüzden ince eleyip sık dokuyorum ve iyi projeleri bekliyorum.

Genç oyunculara özellikle skeç ve mizah alanında ne önerirsiniz?

Uşak’ın Kadın Esnaf Odası Başkanı Odasını Taşıdı
Uşak’ın Kadın Esnaf Odası Başkanı Odasını Taşıdı
İçeriği Görüntüle


Genç oyuncular için şunu söyleyebilirim; günümüzde mizah yapmak zor ve zahmetli bir iş. Özellikle sosyal medyada bu daha da zor.
Ama sanatla uğraşan herkes çok kıymetli. Sadece oyunculuk değil; müzik, bale, opera… Sanatın her dalı çok önemli.
Sanat insanı iyileştirir. Bulunduğunuz şehirdeki tüm sanatsal faaliyetlere katılmanızı tavsiye ederim. Bunun sizi geliştirdiğini göreceksiniz. Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi; “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”
Bu yüzden sanat çok önemli. Sanatsız kalmamak gerekiyor. Herkesin yolu açık olsun.

Muhabir: Gülcan Aydoğdulu