Bazen insan bu hayatın neresinden tutacağını bilemiyor.

Sabah evden çıkıyorsun, daha gideceğin yere varmadan yoruluyorsun. Trafikte ayrı bir gerginlik, sokakta ayrı bir tartışma, iş yerinde başka bir sıkıntı. Akşam eve döndüğünde yalnızca bedenin değil, insanlara tahammülün de tükenmiş oluyor. Geçim derdi, iş yükü, gelecek kaygısı. Herkesin omzunda bir ağırlık var. Bunu görüyorum, ben de yaşıyorum. Ama anlayamadığım şu Kendi yükümüz ağır diye neden birbirimizin hayatını daha da zorlaştırıyoruz?

En çok da trafikte belli oluyor bu halimiz. Birine yol vermek sanki büyük bir kayıp. Yaya geçidinde bekleyen insana durmak, birkaç saniyeyi boşa harcamak gibi görülüyor. Direksiyonun başına geçince karşıdaki kişinin de bir insan olduğunu unutuyoruz. O yaya, alışverişten dönen yaşlı bir kadın olabilir. Okula yetişmeye çalışan bir çocuk olabilir. Bir gün aynı yerde biz de bekleyebiliriz. Ama o an yalnızca kendi yolumuzu düşünüyoruz.

Kırmızı ışıkta durmuşsun. Sarı daha yeni yanmış, arkadan korna sesi yükseliyor. Öyle bir basılıyor ki insan kendinden şüphe ediyor Acaba yeşil yandı da ben mi görmedim? Bir dur arkadaş. Önümüzdeki ışığı biz de görüyoruz. Herkesin işi var, herkes bir yere yetişmeye çalışıyor. Önündeki aracı korna baskısıyla hareket etmeye zorlamak sana ne kazandıracak Birkaç saniye için hem kendini hem başkasını germeye değer mi? Sonra bir bakış, bir el hareketi, açık camdan söylenen bir söz Küçücük bir mesele büyüyüp gidiyor. Eve dönerken gün boyunca yaşadıklarını düşünüyorsun çoğunun biraz sabırla hiç yaşanmayacağını fark ediyorsun.

Trafik cezaları ağırlaşınca bazı sürücülerin kurallara daha fazla dikkat ettiğini görüyoruz. Keşke aynı dikkati ceza korkusu olmadan da gösterebilsek. Bir yayanın güvenliği, ceza tutarından daha az önemli olabilir mi? Kurala uymak için mutlaka cebimizin yanması mı gerekiyor?

Sokaktaki hayvanlara karşı tavrımız da beni düşündürüyor.

Bir kedinin önüne su koyuyorsun, bir köpeğe mama veriyorsun. Hemen bir itiraz geliyor Ortalık kirleniyor, Koku oluyor, Ses yapıyorlar. Elbette ortak alanları temiz tutmalıyız. Mama bırakan kişi de çevresini toplamalı, kimseyi zor durumda bırakmamalı. Fakat bütün bunların çözümü, bir hayvanı aç ve susuz bırakmak mı?

Yaz sıcağında bir kap suya yaklaşan kedinin kimseyle hesabı yok. Karnını doyurmaya çalışan köpeğin bizden büyük bir beklentisi de yok. Yaşamaya çalışıyorlar. İnsanların birbirine yaptıklarına bakınca, o masumların varlığı bana çoğu zaman daha zararsız, daha huzurlu geliyor.

Bazen bir kap suya gösterilen tepkiyi görünce üzülüyorum. Aynı hassasiyeti yere atılan çöpe, kaldırıma bırakılan araca, gece yarısı mahalleyi ayağa kaldıran gürültüye de göstersek keşke.

Tahammülsüzlük yalnızca trafikte ya da sokakta kalmıyor. Market sırasında, hastane koridorunda, telefonda bir işimizi çözmeye çalışırken de karşımıza çıkıyor. Karşımızdaki çalışanın bütün sorunların sorumlusu olmadığını unutup sesimizi yükseltiyoruz. Kuyrukta bekleyen herkesin zamanı kıymetliyken, yalnızca bizim işimiz acilmiş gibi davranıyoruz. Bir kolay gelsin demek bile aklımıza gelmiyor bazen. Beni en çok düşündüren ise bütün bunlara alışmamız. Korna sesine, kaba söze, birbirini dinlemeyen insanlara Artık herkes böyle deyip geçiyoruz. Bir süre sonra biz de aynı sertlikle karşılık vermeye başlıyoruz. Başkasında şikayet ettiğimiz davranış fark etmeden bizim davranışımız oluyor.

Ben buna alışmak istemiyorum. Her gün büyük iyilikler yapamayabiliriz. Ama önümüzdeki insana birkaç saniye tanıyabiliriz. Yaya geçidinde durabiliriz. Bir hata karşısında hemen bağırmayabiliriz. Sokaktaki hayvanın suyunu dökmek yerine kabını daha uygun bir yere koyabiliriz.

Bunları yapabilecek kadar sözümüz hala kendimize geçiyor. Akşam eve döndüğümüzde herkesin davranışını değiştirmiş olmayacağız. Yine yorulacağız, yine canımızı sıkan şeyler yaşayacağız. Ama en azından bir başkasının gününü zorlaştırmamış olacağız.

Ben, vicdanın tamamen kaybolduğuna inanmak istemiyorum. Yalnızca günlük öfkenin içinde sesini duymakta zorlanıyoruz belki. Bir dahaki kırmızı ışıkta elimiz kornaya giderken, bir dahaki tartışmada söz ağzımızdan çıkmadan önce biraz duralım.

Çünkü bu kadar yorgun insanın arasında, birbirimize biraz olsun iyi gelmeye ihtiyacımız var.