Her yıl Mart ayı yaklaştığında etrafımızı bir bayram havası sarıyor.

Vitrinlerde indirimler, lüks restoranlarda kadınlar matinesi ilanları ve pembe paketli hediyeler. Peki, biz gerçekten neyi kutluyoruz? Ya da asıl soru şu olmalı Kutluyor muyuz, yoksa anıyor muyuz?

Bugün 8 Mart’ı bir eğlence gününe dönüştürmeden önce, hafızalarımızı tazelemek ve tarihin tozlu sayfalarındaki o duman kokusunu içimize çekmek zorundayız. Çünkü 8 Mart’ın köklerinde konfetiler değil, hak arayışı ve büyük bir trajediyatar.

129 Canın Külü Üzerine Kurulan Bir Gün

Takvimler 8 Mart 1857’yi gösterdiğinde, New York’ta 40.000 dokuma işçisi kadın, sadece insanca yaşamak ve çalışmak için istekleri vardı. Daha iyi çalışma koşulları ve emeklerinin karşılığı. Ancak bu direniş, bir tekstil fabrikasında barikatlarla ve kilitli kapılarla yanıt buldu.

O gün o fabrikada çıkan yangında, dışarı çıkamayan 129 kadın işçi can verdi. Onların cenazesine katılan 10 binden fazla kişinin öfkesi ve yası, bugün bizim Dünya Kadınlar Günü dediğimiz o meşaleyi yaktı.

Eğlence Değil, Farkındalık

Şimdi kendimize dürüstçe soralım: 129 kadının can verdiği bir günü, akşam yemeklerinde, matinelerle ya da birbirimize hediye eşyaları alarak mı geçirmeliyiz?

8 Mart bir eğlence günü, bir "sevgililer günü" değildir. 8 Mart bir FARKINDALIK günüdür.